Siyasi ve Kültürel İnternet Gazetesi
 Kürtçe     |   Türkçe

     
Ara
DENG Yayınları Aras Center’da

Basından

Tuğba Tekerek: Savaşın Öldürdüğü Çocuklar

12 Temmuz 2010;16:00

Kayıtlara ilk 1988’de düştü öldürülen bir çocuğun ismi. Her yıl yenileri eklendi bu listeye. Sayıları bugün 500’e ulaştı. Onların hikâyeleri bu kirli savaşın nelere mal olduğunu göstermeye yetiyor.

Günlerdir bu kısa yazı dizisi için “terörle mücadele”de ya da “özgürlük yolu”nda öldürülmüş çocukların hikayelerini araştırıyorum. “Sarılı mavili elbise”yle “panzer”i aynı cümlede okuyorum; “kafasının bir kısmı yoktu”yla “bisiklete biniyordu” sözlerini aynı metin içinde geçiriyorum. Sözün hakikaten bittiği yerdeyim, her bir kelime tonlarca ağırlığa dönüşüyor.

Ama yazmak gerekiyor yazıyorum: “İki terörist ölü olarak ele geçirildi” diyordu resmi açıklama ve bu açıklamayı takiben bazı haberler. “Ama onlardan biri 12 yaşında çocuk!” denmesi zaman aldı. 2004’te 13 kurşunla babasıyla birlikte öldürülen Uğur Kaymaz’la ilgili ilk açıklama da böyleydi: “İki terörist ölü olarak ele geçirildi”.

Çocuklar yıllar boyunca “ölü ele geçirilen terörist” haberlerinin içinde kaybolup gittiler. Ya da “vatan hainleri bir aylık bebeği de ateşe attılar” türünden haberlerin malzemesi oldular. Sanki bu haberlerde mühim olan “bebek”ten çok “bebek katili” demenin yolunu açabilmekti. Öldükleri yazıldıysa bile çoğu durumda isimleri, yaşları yazılmadı. Kayıtları tutulmadı.

Çocukların bir mesele olmaya başlaması 2000’leri hatta 2000’lerin ikinci yarısını buldu. Bu dönemde, öldürülen çocuklarla ilgili listeler oluşturulmaya başlandı.

Bu listelerden en önemlisi İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi tarafından hazırlanan 18 yaş ve altı 417 çocuğun isimlerinin yer aldığı liste oldu. Bu listeye Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) tarafından tutulmuş kayıtları eklediğinizde, bir de küçük çaplı bir medya taraması yaparak büyük PKK saldırılarında hayatını kaybetmiş çocukların isimlerini kattığınızda bir çırpıda yaklaşık 500 kişilik bir listeye ulaşıyorsunuz.

Bu 500 kişilik listede çocukları öldürenlerin kim olduğu çoğu durumda belli değil. Çocukları öldüren mayınlara ve ortada bırakılan bombalara kimse sahip çıkmıyor, ayrıca 80’lerin ve 90’ların dezenformasyon döneminde “PKK yaptı” denilen bazı eylemlerin iç yüzünün çok farklı olabileceğini bugünlerde öğreniyoruz. Sonuçta kimin öldürdüğü hiç önemli değil, bunları konuşmak bile utanç verici. Ortada öldürülmüş 500 çocuk ve genç var. Elinde silah olmayan, bisiklete binmek üzere evden çıkmış ya da tatilini geçirmek üzere Türkiye’ye gelmiş, ama Türk-Kürt çatışması nedeniyle bu dünyadan kopartılmış en büyüğü 18 yaşında olan 500 insan. 500 tane Ceylan, Uğur, Enes...

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Şebnem Korur Fincancı çocukların öldürülmesi için “Bu anlaşılabilir bir şey değil” diyor. “Üzücü olan başka bir şey toplumun böyle bir konuda ilgisiz olması. Duyarsızlık, bu tip olayların engellenememesinde de etkili oluyor, kolluk kuvvetlerinin daha rahat davranmasına neden oluyor.”

Kayıtlara geçen güvenlik güçleri tarafından “yanlışlıkla” öldürülen ilk çocuk, Meclis’te de gündeme taşındığı için, Ramazan Dağ. Ramazan, 1988 yılında Hakkari’de öldürülmüştü. “Yanlışlıkla” öldürülen son çocuk haberi ise maalesef geçen ay Şırnak’tan geldi. 10 yaşındaki Diren Basan bir polis panzerinin çapması sonucu hayatını kaybetti.

Ramazan’dan Diren’e listede yer alan, hayatlarına ve ölümlerine dair bilgilere ulaşabildiğimiz çocukları iki gün boyunca bu sayfalarda anlatmaya çalışacağız. Bu hikâyelerin hiçbirisini anlatmak kolay değil ama belki hepsini yan yana koyunca, bu sayfaların içinden bakan çocukların gözüne, hepsine birden bakınca belki savaşa da başka türlü bakılabilir.

Tuğba Tekerek

 İlk ‘yanlışlık’

Ramazan Dağ (13) Hakkari Uludere 1988

‘Dur ihtarına uymadığı için güvenlik güçleri tarafından öldürüldü’. Bu açıklama şimdi 22 yaşını doldurdu. O zaman daha 13 yaşını doldurmamış Ramazan Dağ için yapılmıştı. Ramazan Hakkari’nin Uludere Köyü yakınlarında 30 Haziran 1993 öldürüldü. Saat 11.30 sularıydı, hava aydınlık, güneş tepeye varmak üzereydi. Dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli, SHP milletvekili tarafından verilen soru önergesini yanıtlarken 30 haziranda gerçekleşen olayda Ramazan’ın yanlışlıkla öldürüldüğünü kabul etti. Bakanın açıklamasına göre güvenlik güçleri saklanarak PKK’lıların geçmesini bekliyorlardı. Ramazan dur ihtarına uymayıp koşmaya başlayınca vurularak öldürüldü.

 Abide öldürüldü, kardeşleri dövüldü köyü boşaltıldı

Abide Ekin (3), Ali Yıldırım (6) Şırnak-Güçlükonak, 1993

Babası, önce gözaltına alınmış, sonra bir gece vakti bir grup adam tarafından götürülmüştü. Aylardır ses seda yoktu. Bir sabah vakti Şırnak’ın Güçlükonak İlçesi’ne bağlı Ormaniçi Köyü’ne askerler tarafından ateş açıldığında 3 yaşındaki Abide iki kardeşiyle birlikte evlerinin üst katında uyuyordu. Silah seslerini duyan anne Mevlüde Ekin uyanmış, çocuklarına alt kata gelmesini söylüyordu. O sırada üst kattaki pencereden odaya düşen bomba patladı, Abide yaralandı.

 Camide üç gün

Annesi Abide’yi bağırsakları dışarıya çıkmış halde komşusunun evine götürdü. Orada komşusuyla beraber bir kumaş parçasıyla Abdie’nin yarasını sarmaya çalıştı. Bir müddet sonra silah sesleri durdu, askerler evleri boşaltıp köy halkını meydanda topladı. Abide de annesinin kucağında meydandaydı. Annesi korktuğu için askerlere çocuğun yaralı olduğunu söylemedi. Köyün erkekleri yere yatırılmış dövülüyordu. Askerler tarafından köydeki evler yakıldı, hayvanlar öldürüldü. Günbatımına kadar köy meydanında kaldılar sonra köyün erkekleriyle beraber Abide’nin ablası Halime abisi Abdullah askerler tarafından elleri bağlanarak götürüldü. Abide o geceyi annesiyle birlikte köyün camiinde geçirdi. Askerler ertesi gün tekrar geldiler, kalan katırları öldürdüler. Köyün etrafı askerler tarafından sarılmış olduğu için Abide’yi hastaneye götürmek mümkün olmadı. Annesi, askerlere Abide’nin yarasını göstererek “Bunu niye yaptınız?” diye sordu. Askerler cevap vermedi. İki gün sonra Abide camide öldü, ertesi gün gömüldü.

Sonra Mevlüde Ekin, diğer köylülerle birlikte komşu köye gitti, orada 20 gün kaldı. Evi yakılmış olduğu için köyüne döndüğünde bir müddet ahırda yaşadı. Abdullah ve Halime bir ay sonra köye çok kötü halde döndüler. İşkence görmüşlerdi, sadece sıcak süt içebiliyorlardı. Askerler bu arada köye birkaç defa daha geldiler, iddialara göre dört köylüyü daha öldürdüler, yiyecekleri döktüler, köyün boşaltılmasını istediler. Bunun üzerine Mevlüde kalan hayvanları satıp Tarsus’a yol parası yaptı. İşkence nedeniyle yetişkin bir erkeğin de öldüğü olaylarla ilgili köylüler dava açtı, iç hukuk yolları tükendikten sonra dosya AİHM’e kadar gitti. Olaydan 11 yıl sonra Abide’nin yaşama hakkını ihlal edildiği için devlet tazminat ödemek zorunda kaldı. O sıralarda Abide’nin kardeşleri Abdullah ve Halime tarlalarda mevsimlik işçi olarak çalışıyordu.

 Sahipsiz bomba

Bu arada Abide’nin yaralandığı çatışmadan 10 gün sonra köyün çocuklarından Ali ve Emine Yıldırım kardeşler bir bomba patlamasıyla yaralandılar. Çocuklar odunların yığılı oldu bir yerde oynuyordu. Muhtemelen bir şekilde dokunulunca, oraya bırakılmış bomba patladı. Emine günler sonra iyileşti, Abdullah aşırı kan kaybından 2-3 saat içinde öldü. (Kaynak: Konuyla ilgili AİHM dosyasındaki köylü anlatımları)

 Merve, Çetinkaya’da öldü

Merve Bakkal (2), Habibe Çelik (18) İstanbul, 1991

Senenin son günleri... Hatice Çelik’e hademelik yaptığı okuldan yılbaşı için hediye çeki verdiler. O da iki kızı ve torunu Merve’yle birlikte 25 Aralık Cumartesi günü Çetinkaya mağazasının yolunu tuttu. Onlar 13.15’te mağazaya girdiklerinde Bakırköy Meydanı’ndan yürüyüşe geçmiş bir grup protestocu da mağazaya yaklaşıyordu. Önceki gün Diyarbakır’da PKK’lıların cenazeleri sırasında olaylar çıkmış, kalabalığa açılan ateş sonucunda iddialara göre 8 kişi ölmüştü. Olaylar ertesi günü başka şehirlere taşarken, Bakırköy’de toplanan grup da yaşananları protesto ediyordu. Grup Çetinkaya’nın önüne geldiğinde dönemin Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Çetinkaya ve kardeşlerine ait olan mağazaya molotof kokteylleri attı. Çıkan yangında ölenler arasında Çetinkaya’nın yeğeninin yanı sıra 2 yaşındaki Merve Bakkal, Merve’nin 18 yaşındaki teyzesi Habibe Çelik, annesi ve anneannesi de vardı. Olayda toplam 12 kişi hayatını kaybetti.

 Yangın ‘Nazlım’a vardı

Nükhet Çoban (14), Huriye Küçüktepe (18), Ebru Yayla (18) İstanbul, 1995

Bir grup PKK taraftarı 4 mayısta Küçükçekmece Cennet Mahallesi’nde saat 12.30 sularında protesto eylemine başladı. Yürüyüşe geçen grup etraftaki mağazalara molotof kokteyli atmaya başladı. Nazlım Butik mağazasına da molotof kokteyli ve piknik tüpü atıldı. Mağazayı alevler sardı. Çıkan yangında mağazada çalışan üç tezgahtar Nükhet Çoban, Huriye Küçüktepe ve Ebru Yayla öldü. 14 yaşındaki Nükhet mağazada çalışmaya 5 ay önce başlamıştı, öğlen yakındaki evine yemeğe gidip gelmişti. 18 yaşındaki Huriye ise THY’nin hosteslik sınavlarını kazanmış, tayininin çıkmasını bekliyordu. 10 gün önce hostes kıyafetleriyle fotoğraf çektirmişti.

3 gençin öldüğü olay, Kurban Bayramından bir hafta önce gerçekleşti.

 Kendine Türkiye tatili hediye etmişti

Tara Whelan (17) Kuşadası- Aydın, 2005

İrlanda’da çalıştığı küçük barın sahibinin söylediklerine göre dönseydi muhtemelen çantası işyerindekilerin yarısına alınmış hediyelerle dolu olurdu. Öyle bir kızdı; verici, neşeli, yumuşak huylu... Ama dönmedi. 17 yaşındaki Tara Whelan aylarca part-time garsonluk yaparak kazandığı parayla gideceği ilk yurtdışı tatili için Türkiye’yi seçmişti. Tatilin son günü Kuşadası’nda bindiği minibüs PKK’nın turistik bölgelere taşıdığı eylemlerinden birinin hedefi olmuştu.

Beş kardeşin en küçüğü olan Tara İrlanda’nın peyniriyle meşhur Kilmeaden kasabasında yaşıyordu. Barda garsonluk yapmanın yanı sıra, bir keçi barınağında gönüllü olarak çalışıyor, kasabanın korosunda şarkı söylüyordu. Önceki ay ortaokulu bitirme sınavlarını geçen Tara kendini Türkiye tatiliyle ödüllendirmişti. Kuşadası’na iki arkadaşıyla beraber gelmişti. Tatilin son gününde İrlanda’daki yakınlarına hediye almak için yola çıkmıştı. Ama bindiği minibüsteki patlama 20’lerindeki dört insanla birlikte onun da yaşamının sonu oldu.

 Ve diğer çocuklar

Rahime Kayran (10), Meryem Kayran (10), Taibet Öner (3), Vasfiye Öner (10), Sait Kahraman (4), Hayrettin Öner (5), Fatma Kayran (15), Mehmet Kayran (5), Hüseyin Kayran (3), Haniye Özdemir (10,) Takviye Öner (15), Ömer Bestaş (16), Şırnak-Güçlükonak, 1990

Güçlükonak’ın Çevrimli Köyü’ne 50 kişilik bir PKK’lı grup yangın bombaları ve roketatarlarla saldırdı. Köy Fındık Bölgesi korucubaşı olan Bahattin Aktuğ’un köyüydü. 10 Haziran’da gerçekleşen olayda çoğu yanarak ölen 27 kişiden 12’si çocuktu.

Wehbi Gilanîzadeh (18), Xayip Poormela (13) Hakkari, 1999

13 yaşındaki Xayip Poormela ve 18 yaşındaki Wehbi Gilanîzadeh, İran’ın Urmıiyi kentine bağlı Rezgi Köyü’nden mazot satmak için Şemdinli’nin Kayalar köyü Alatı mezrasına gelmişlerdi. 7 Mayıs günü özel tim elemanları tarafından öldürüldüler. İran olay üzerine Türkiye’yi protesto etti. (Kaynak: TİHV)

Emine Latifeci, (11) Siirt Hazro, 1991

Emine Latifeci 8 Haziran’da Hazro İlçesi’nde, bir PKK’lının cenazesinde kalabalığa jandarmanın ateş açması sonucu yaralandı. Tedavi amacıyla götürüldüğü Ankara’da öldü. (Kaynak: 1991- Petrol-İş Yıllığı)

Can Akyüz (7), Nevzat Ağırman (6), Şakir Ağırman (2), Senan Ağırman (1,5), Bekir Ağırman (6), Suat Ağırman (4) , Refat Aktuğ (3 aylık), Hema Akyüz (19) Mardin-Midyat, 1993

Midyat’ta mayına çarpan minibüsteki 26 kişi öldü. Hayatını kaybedenlerden 9’u çocuktu.

Gülcan Kayır, (9 aylık) Siirt-Şirvan, 1993

70 kişilik bir grup 4 Ekim’de Şirvan İlçesi’ne bağlı Daltepe köyünü bastı. 10’u çocuk 23 kişiyi silahla tarayarak öldürdü. Milliyet gazetesindeki habere göre Hazal Kayır köyü basan PKK’lıların kucağındaki 9 aylık çocuğu Gülcan’ı alarak ateşe attıklarını gözyaşı içinde anlattı. Ölen diğer çocuk ve yetişkinlerin ismi haberde yer almadı.

Mahmut Güreş (12) Bitlis-Tatvan, 1992

Tatvan’dan hareket eden minibüs, saat 19.00 sıralarında son durak Karükan Köyü’ne bir kilometre kala durduruldu. Minibüste bulunan 13 kişi yüzleri maskeli 5 kişi tarafından araçtan indirildi, otomatik silahlarla tarandı. Kurban bayramından bir hafta önce gerçekleşen olayda kurtulan olmadı. Ölenler arasında 12 yaşındaki Mahmut Güreş de vardı. Günlük Gazetesi’nde yeralan, olayda öldürülenlerden Hacı Mehmet Şişman’ın eşi Hanife Şişman’ın sözlerine göre minibüstekilerden üç kişi olaydan önce jandarma tarafından PKKK’ya yardım ettikleri için sorgulanmıştı.

Köy baskınlarında, minibüs taramalarında ölen çocukların sayısı 2000’lerde azaldı. Ama çocuklar, bazen babalarıyla aynı serviste giderken, bazen kalabalığa açılan ateşte hayatlarını kaybetmeye devam ettiler. Dur ihtarına uymadıkları için öldürülen, sahipsiz bombaların parçaladığı çocuklara yenileri eklendi. Öte yandan savaşın öldürdüğü çocuklar, onlara sahip çıkanların gayretiyle daha çok gündeme geldi. Çocukların ölümüne neden olan daha çok güvenlik görevlisi yargılanmaya başladı. Ama davalar adalet dağıtmalarından çok adalet duygusunu incitmeleriyle haber oldu.

Yargılamalar bir yana savaşta çocuklara karşı işlenen suçlardan arınmanın henüz çok uzağındayız. Ümit Eser dershane dönüşünde otobüsten inerken, atılan bir molotof kokteyli sonucu hayatını kaybeden kardeşi Serap’ın ölümü için “Bu ayıbın üzeri kara toprakla örtüldü” diyordu. Savaşın öldürdüğü çocuklar ve üzerlerini örten topraklar koca bir dağ oldu.

 ‘Ceylanke parçe parçe’

Ceylan Önkol (14) Diyarbakır Paşaciya, 2009

Ceylan hayvanları otlatmak için evden çıkarken annesine “Makarna pişir de dönünce yiyeyim.” dedi. 6. sınıf öğrencisiydi. Ev işleri ona düştüğü için o gün okula gitmemişti. Ceylan, Diyarbakır’ın Şenlik Köyü Paşaciya Mezrası’ndaki evinden çıktıktan 5-10 dakika sonra bir uğultu duyuldu. Annesi “Nereye düştü bu bomba?” derken, abisi hayvanların otladığı yere koştu, Ceylan’ın parçalanmış bedenini gördü. Üstünü çıkarıp kardeşinin üzerini örttü ki arkadan gelen annesi görmesin. Ama annesi bırakmadı. “Ben anneyim” dedi, açtı örtüyü; Ceylan’ın bağırsakları ve ciğerleri yerdeydi. Çocuğunun bedeninin parçalarını eteğine koydu. Günler sonra anne “Ceylanke parçe parçe!” diye Zazaca ağıt yakmaya devam ediyordu.

Bu arada Lice Başsavcılığından Mustafa Kamil Çolak “Can güvenliğim yok” diyerek Ceylan’ın ölümünü araştırmak üzere mezraya gitmedi. İmama ve bir köylüye fotoğraf makinesiyle kamera vererek, olay yerini kayda almalarını istedi. “Sonra da Ceylan’ın ölü bedenini karakola getirin” dedi.

28 Eylül’de hayatını kaybeden Ceylan’ın nasıl öldüğü hâlâ netlik kazanmadı. Aile yakındaki karakoldan ateş edilmiş olabileceği söylerken, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün olaydan 9 ay sonra açıklanan uzman inceleme raporunda Ceylan’ın elindeki tahrayla bir cismi patlatarak ölmüş olduğu belirtildi. Öte yandan bomba atarın bu şekilde patlaması halinde yerde çukur oluşması gerektiği ancak Ceylan’ın öldüğü yerde çukur bulunmadığı kaydedildi.

Ceylan’ın ölmesine neden olanın bir havan mermisi mi yoksa oraya bırakılmış bir bomba mı olduğu tartışıladursun, Ceylan 10 ay önce bu dünyadan ayrıldı. Hafızalarımıza kocaman kara gözlerini bıraktı.

 Dershane önüne bomba

Eren Şahin (17), Melek İpek (19), Ferhat Mutlu (19), Engin Taşkaya (18), Rıdvan Süer (18) Diyarbakır, 2008

Eren Şahin, dershanenin en çalışkan öğrencilerindendi. Fen Lisesi’nde okuyordu, üniversitede elektrik-elektronik bölümüne gitmeyi hedefliyordu. 3 Ocak günü rehber öğretmeninin yanına gitti, onunla bir süre konuştu, sonra su almaya gideceğini söyleyerek çıktı. Az sonra büyük bir patlama oldu. PKK’nın askeri servis aracı geçerken patlattığı bomba yüklü araç Eren Şahin’le birlikte beş öğrenciyi öldürdü.

Eren son telefon konuşmasında İstanbul’daki annesinden sinemaya gitmek için izin isteyen bir çocuktu. Patlamada hayatını kaybedenlerden Melek İpek de ablasıyla buluşmak üzere dersten 10 dakika erken çıkmak için öğretmeninden izin almıştı.

700 kişinin okuduğu dershanenin önüne parkedilen Lada marka LPG’li araçta 80 kilo patlayıcı vardı.

Cep telefonu düzeneğiyle patlatılan bombanın öldürdüklerinden biri de Engin Taşkaya oldu. Onun ölüm haberi ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastaneden, 5 gün sonra geldi. Onun da üniversite sınavında hedefi tıptı. Gazeteler annesi Türkçe bilmeyen Engin’in yazları inşaatta çalışıp para kazandığını yazdı.

Rıdvan Süer’in kaybının acısı ise babasının cümlelerinden duyuldu. Akşam Rıdvan eve gelmeyince babası önce Rıdvan’ın arkadaşlarını sonra dershanesini aradı. Patlamayı duyunca hastanelere koştu. İlk gittiği hastanelerde yaralılar arasında oğlunun ismi yoktu. oğlunun ölüm haberini son gittiği hastanede polislerden aldı. Rıdvan Süer, Ferhat Mutlu’yla beraber, arkadaşlarıyla buluşmak için patlamanın olduğu dershaneye gitmişti. Kapıdan girerken ikisi birlikte ölmüştü.

Patlamada toplam 6 kişi hayatını kaybetti.

 Sarılı mavili elbiseyi çıkarmadı

Abdullah Çetinkaya (6 aylık), Nazlıcan Çetinkaya (4), Nazar Çetinkaya (2) Şilan Demir (6 aylık), Zilan Demir (8), Evin Demir (10), Mizgin Demir (12) Hasan Marangoz (14) Diyarbakır, 2006

Müjde, aşk ve yaşam... 12 Eylül’de Diyarbakır’da bir termosun içine konulan patlayıcıyla öldürülen 8 çocuktan Mizgin, Evin ve Zilan Demir’in isimlerinin Türkçe karşılıkları böyleydi. Patlamada 6 aylık kardeşleri Şilan, teyze çocukları Nazar Nazlı ve Abdullah, komşu çocuğu Hasan Marangoz’la birlikte öldüler.

Demir ailesinin çocukları, para kazanmak için Ankara’da bir barda davul çalan babalarını ancak üç ayda bir babaları para denkleştirip gelebilirse görüyorlardı. Bağlar mahallesinde Koşuyolu parkının yakınındaki evlerine yeni taşınmışlardı. Teyzeleri tedavi için üç çocuğuyla birlikte Adana’dan gelmişti. O gün çoluk çocuk önce hastaneye sonra da parka gittiler. Parka giderken komşu evin çocuğu Hasan Marangoz da onlara katıldı. Bazı görgü tanıklarının anlatımına göre bir çocuğun merak edip, duvar dibine bırakılmış 12 kilogramlık termosu açması üzerine büyük bir patlama oldu. Türk İntikam Tugayı’nın üstlendiği saldırıda toplam 10 kişi hayatını kaybetti.

Gazetelerdeki bir haber patlamada hayatını kaybeden Mizgin’le ilgili iç burkucu bir detaya da yer veriyordu. 12 yıllık hayatının yedinci yılında lösemiye yakalanan Mizgin 4 ay önce iyileşmeye başlamıştı. LÖSEV’in desteğiyle tedavisi süren Mizgin’in artık saçları çıkıyordu, çok mutluydu. Ankara’daki doktoru ona sarılı mavili bir etek hediye etmişti. Mizgin yaşamının son günlerinde o eteği üzerinden çıkarmadan günlerce dolaşmıştı.

 ‘Sanıkların beraatına...’

Uğur Kaymaz (12) Mardin Kızıltepe, 2004

Uğur 5 -C sınıfı öğrencisiydi. Annesinin anlattıklarına göre, 21 kasımda kamyon şoförü babası Ahmet Kaymaz İskenderun’a gitmek üzere hazırlık yapıyordu. Akşam vakti eşyaları yerleştirmek için Uğur ve babası ayaklarında terliklerle sokağa çıktılar. Sonra silah sesleri duyuldu. Uğur ve babası polisler tarafından öldürüldü. Adli Tıp raporuna göre Uğur 9’u sırtından 13 kurşunla vurulmuştu. Kurşunlar ardı ardına ve birbirine çok yakın biçimde vücuda girmişti. Her biri “müstakilen öldürücü”ydü.

Uğur’un ölümünden sonra yaşananlar ayrı bir utanç vesilesi oldu. Mardin Valiliği ve takiben bazı gazeteler olayı “iki terörist ölü ele geçirildi” diye duyurdu. Kızıltepe cumhuriyet savcısı “üç boyutlu bir soruşturma” yürüttüklerini söyledi: “Birincisi baba Ahmet Kaymaz’ın örgüt bağlantısının araştırılması, ikincisi anne Makbule Kaymaz’ın örgüt bağlantısının araştırılması, üçüncüsü ise güvenlik güçlerinin silah kullanma yetkilerinin aşılıp aşılmadığının tespit edilmesi...”

Uğur ve babasının ölümü olayına karışan 4 polis hakkında 12 yıl hapis istemiyle dava açılırken Mardin Savcılığı annenin ‘terör örgütü üyesi olmak’ iddiasıyla yani en az 22.5 yıl hapis istemiyle yargılanmasını istedi. Polisler henüz dava başlamadan görevlerine iade edildi. Olayla ilgili önce açığa alınan Kemal dönmez, birinci sınıf emniyet müdürlüğüne terfi ettirildi.

Davada sanıkların iddiası baba-oğulun dur ihtarına uymadıkları ve polislere ateş açtıkları yönündeydi. Ancak TBMM insan Hakları Komisyonu olayda bir çatışma emaresi olmadığını ve bu iki insanın zarar verilmeden gözaltına alınması mümkünken öldürüldüğünü raporunda kayıtlara geçirmişti.

Avukatlar polisleri davada şu cümlelerle savundu: 12 yaşında bir çocuğun terörist olamayacağı söyleniyor. BM’in geçen hafta yayımladığı rapora göre, dünyadaki çocuk terörist sayısının 360 binden 300 bine düştüğü belirtiliyor. demek ki çocuklar da terörist olabiliyor.

Ve davada karar çıktı: Polisler Uğur ve babasını öldürmüştü ama bu eylem meşru müdafaa sınırları içindeydi, beraatlarına karar verildi. Daha sonra Yargıtay da bu kararı onadı. Şimdi dava adalet arayışıyla AİHM yolunda.

 ‘Teyzeme gidiyorum’

Enes Ata (8) Diyarbakır, 2006

Enes öğlen saatlerinde okula almadıklarını söyleyerek eve geldi. Önlüğünü çıkarttıktan sonra evlerinin yakınında oturan teyzesine gideceğini söyledi, evden çıktı. Babası 15.00 sıralarında teyzesini telefonla aradığında Enes’ in oraya gitmediğini öğrenince telaşlandı. Ailecek onu aramaya başladılar. Okulda, komşularda bulamadılar. Sonra akrabalardan birisi televizyonda Enes’i yaralı vaziyette birinin kucağında gördüğünü söyledi.

Babası önce Çocuk Hastanesi acil servisine gitti ancak orada Enes’i bulamadı. Devlet Hastanesi’nin acil servisinde oğlumun cesedini görünce kendini kaybetti. Enes’ in kalbiyle midesi arasına bir kurşun yarası vardı. 14 PKK’lının cenazesi sırasında çıkan olaylarda vurulmuştu.

 Daha onyedi hep onyedi

Serap Eser (17) İstanbul, 2009

Lise son sınıf öğrencisi Serap, belediye otobüsüne binmiş dershaneden dönüyordu. Otobüs, evlerinin bulunduğu durağa yaklaşırken, arka kapıya yaklaşıp düğmeye bastı. Babası, kızı karanlıkta eve tek başına dönmesin diye onu durakta bekliyordu. 17 yaşındaki Serap, tam otobüsten iniyordu ki, yüzleri maskeli altı kişinin attığı molotof kokteylinin yarattığı alevler içinde kaldı. Serap’a ilk müdahaleyi yapan babası, yanan kişinin kızı olduğunu, Serap “baba” deyince anlayabildi. Serap 29 gün komada kaldı, 3 Ocak’ta hayatını kaybetti. Ağabeyi Ümit Eser’e, olaydan hemen sonra ‘Ben sınava girecektim şimdi ne olacak’ demişti. Kardeşinin anısına serapeser.blogspot.com adresinde bir blog açan ağabey, Serap’ın ölümünden bir ay sonra “Türkiye bu ayıbın üzerini kara toprakla örttü. Kardeşimin tek suçu okula gitmekti. Silahı, çantasındaki kitaplarıydı. Kardeşim 17 yaşında öldü, yıllar boyu hep 17 yaşında kalacak” diyordu.

 Bomba joystickle patlatıldı

Buse Sarıyağ (17) İstanbul, 2010

Buse, 22 Haziran sabahı Halkalı’daki askerî lojmanlardan uzman çavuş olan babasıyla birlikte servise bindi. Asker çocuklarının devam ettiği Mehmetçik Dershanesi’ne gidiyordu. Hafta sonu yapılacak Lisans Yerleştirme Sınavına girecekti. Düdüklü tencere içine konmuş bomba Buse’nin içinde olduğu askeri servis aracı geçerken joystickle patlatıldı. Araçtaki 5 askerle birlikte ölen Buse, Facebook’ta Atatürk için ‘O mas mavi gözlere bir kez olsun bakabilmek için nelerimi vermezdim ki’ adında bir sayfa açan 17 yaşında bir kızdı. Kayıtlara göre, Türk-Kürt savaşının öldürdüğü bugün itibariyle son çocuk oldu.

 Arkadaşları hâlâ içerde

Yahya Menekşe (16) Şırnak, 2008

Yahya üç ün önce hurdacıda iş bulmuştu. Kamyon şoförlüğü yapan Salih Menekşe’nin sekiz çocuğundan biriydi. Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getiriliş tarihi olan 15 Şubat’ta Cizre’deki olaylar sırasında öldü. İlk resmi açıklamalar “Başına taş isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti” şeklindeydi. Oysa gerçek Yahya’nın polis panzeri altında kalarak öldüğüydü. Adli Tıp Raporu da Yahya’nın araç altında kalarak ezildiğini ortaya koyuyor, kafatasında çökme olduğu tespitini yapıyordu.

Yahya’nın ailesinin avukatı Rojhat Dilsiz’e yargılama sürecinde bugün geldiğimiz noktayı sorduğumuzda “Sanık olarak tek polis var, dışarıda serbest dolaşıyor ama o gösteride taş attılar diye tutuklanan Yahya’nın arkadaşları hâlâ içeride” diyor. Yahya’nın ölümünden iki yıl sonra açılan davanın ilk duruşması 29 Temmuz’da.

Gaz bombası düştü

Mehmet Uytun (1,5) Diyarbakır 2009

Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılışının 11. yıldönümünde çıkan olaylarda atılan bir gaz bombası bir evin penceresinden içeri girdi. Evde o sırada, anne kucağında 18 aylık bebeği Mehmet’le koridordan geçiyordu. 9 ekim günü gerçekleşen olayda ağır şekilde yaralan Mehmet 10 gün sonra hastanede yaşamını yitirdi. Valilik Mehmet’in gösterilerde atılan bir taş sonucu öldüğünü açıkladı.

11-12 Temmuz 10 tarihli Taraf

Monday, July 12, 2010
  HyperLink

Add your comment:
 
Nav:
 
E-mail:
   
   
Peyam:
   
   

Rapor - Röportaj

Yazarlar