Siyasi ve Kültürel İnternet Gazetesi
 Kürtçe     |   Türkçe

     
Ara
DENG Yayınları Aras Center’da

Basından

Mehmet Ünlüdere: Kontrgerilla ve Kürtlerin referandum tavrı...
12 Eylül tarihinde yapılacak referandum yaklaştıkça hararet de alabildiğine yükselmeye başlandı. Bakın hemen nasıl da art arda olaylar yaşanmaya ve ortam gerilmeye çalışılıyor. Hiç kuşkunuz olmasın, bütün provokasyon girişimleri tıpkı geçmişte de olduğu gibi yine derin devletin kumanda ettiği ve Kontrgerilla'yı devreye sokarak hayata geçirdiği bir plan çerçevesinde yürütülüyor. Bursa'nın İnegöl ve Hatay'ın Dörtyol ilçelerinde patlak veren ve yaşanan olaylar doğru okunduğunda herşey çok daha net ve iyi anlaşılacaktır. Bu yaşananların tümünün referandum sürecini baltalamaya yönelik girişimler ve tertipler olduğu bariz, herşey apaçık ortada anlayacağınız. Kral çıplak!

Bursa ve Hatay özellikle seçilen ve ırkçı saldırıların her an kolayca körüklendirilmeye müsait olduğu iki tampon bölgedir. Seçilmiş bölgelerdir bir bakıma. Buradaki provokasyonlarla Kürt-Türk çatışması yaratılıp referandum sürecinde statükocu, "HAYIR"cı ve 12 Eylülcü cephenin eli güçlendirilmek isteniyor. Böylece ırkçı zemine kaydırılmak istenen toplum bu olaylarla "HAYIR"cı cepheye sürülsün planları yapılıyor. Bunlar apaçık ortada. Bu vahim durumlardan, şiddet, savaş ve çatışma ortamından beslenenenlerden, dahası nemalananlardan başka kimsenin bir çıkarı olmayacak. Bunlar toplumun ve halkın çıkarlarına ve geleceğine atılan bombalar, sıkılan kurşunlardır.

Bu yaşanan vahim olayların tümü derin odaklarca kurgulanıp hayata geçirilen belli bir senaryo dahilinde gerçekleşen birer tezgahtır ve bunlara karşı pür dikkat duruş sergilemek gerekir.

Bu planın en başında da hiç kuşku yok ki, AK Parti hükümetini bu kritik süreçte işlevsiz bırakmak yatıyor. AK Parti hükümetini de bu ırkçı dalgalanmayı yaratarak köşeye sıkıştırmak ve diledikleri gibi at koşturma hesapları yapılıyor. Çünkü refendumda tüm yetmezliklerine rağmen "EVET" çıkması durumunda bu gizli ve açık kesimlerin hareket alanı daralıyor olacak... (Altta referanduma neden "EVET" denmesi gerektiği konusunda kendi değerlendirmemi, altını da çizerek yapacağım.)

Hatay'da polis aracına karanlık kesimlerce ateş açılması ve dört polisin öldürülmesi olayının benzerleri geçmişte de çok yaşandı. Bu süreçte bu olayların kimin işine daha çok yaradığının hesabı iyi yapılabilinirse faillerin de hangi odaklar tarafından kumanda edildiğini çok açık seçik görebilirsiniz.

Ayrıca referandum mitinglerinde Kürt düşmanlığı ekseninde ırkçı nutuklar atan MHP ile onun Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin aynı gün Bursa'da miting yapmasının da İnegöl'deki Kürt karşıtı linç saldırısında mutlaka ama mutlaka açık bir payı vardır. Bu da yine derin devletin, şimdiki adıyla Ergenekon'un sivil uzantılarını nasıl harekete geçirdiğini gösteriyor.

***

Gelelim referandumda neden "EVET" denmesi gerektiğine... Bu konuda günlerdir, özellikle de internette ve çeşitli başka yerlerdeki münazara, sohbet ve tartışmalarda savundaklarımın ve yazdıklarımın özetini sizlerle paylaşacağım.

Evet, doğrusu şu alttaki özet bile neden "EVET" denmesi gerektiği konusunda bence başlı başına kafi bir cevap niteliğinde...

Çünkü...

Taslakta Anayasa'nın 10, 20, 23, 41, 53, 69, 74, 84, 94, 125, 128, 129, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 156 ve 159. maddelerinde değişiklik yapılıyor; geçici 15. maddenin yürürlükten kaldırılması ile geçici üç madde eklenmesi öngörülüyor.

Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değişiyor: Üyeler 12 yıl için seçilecek. Bir üye iki defa seçilemeyecek. Anayasa Mahkemesi 19 üyeden oluşacak.

Geçici 15. madde kaldırılıyor: 12 Eylül'e yargı yolu açılıyor...

HSYK’nın yapısı değiştiriliyor: 4 üye Köşk. 1 üye Anayasa Mahkemesi. 3 üye Yargıtay. 1 üye Danıştay. 7 üye adli. 21 asıl ve 19 yedek üyesi olacak.

YAŞ kararları yargı denetimine alınıyor: Askere sivil yargı yolu açılıyor.

Memurlara yeni haklar: Memurlara toplu iş sözleşmesi ve sendika hakkı tanınıyor.

Sivile "sivil" mahkeme: Savaş hali haricinde siviller askeri mahkemede yargılanamayacak.

Bunlar bile "EVET" için hayli bir yeterliliktir şu mevcut durumda.

AK Parti'nin kaşı gözü hayrına değil, değişim ve demokrasi yanlısı olduğumuz için "EVET" diyoruz herşeyden önce. "HAYIR"cı ya da "BOYKOT"cu olup Ergenekon ve cuntacı kesimin elini mi güçlendirmeli yoksa?.. Bu konuda bir vijdan muhakemesi de yapmak gerekmez mi sevgili okurlar?..

Şunun da altını çizmek isterim: Bu referandum konusu salt bir AK Parti oyunu gibi algılanamaz, niyet okuyarak ve gerçekçi olmayan nedenlerle tersyüz edilemez/edilmemeli!.. Bölge ve dünyanın değişimi ve dönüşümüyle parelel giden bir süreçtir daha çok. Türkiye de bu sürece dahil oluyor ve bütün yaşanan ve daha da yaşanması muhtemel sancılı durumlara rağmen bir anlamıyla ağır aksak da olsa demokrasiye geçiş yapıyor. Bu diğer bir değişle artık statükonun ve militarizmin iflasıdır da. Statükocu "HAYIR"cılarsa beslenecekleri kaynak ellerinden gidiyor diye, işte o yüzden çırpınıyor.

Ve yine çünkü...

Makyavelizmle, ya hep ya hiç mantığıyla karşı durularak olacak işler değil bunlar. Salt siyah ya da beyaz yoktur, gri de vardır, başka renkler de vardır. Siyaset yaparken mutlaka bunları gözetmek gerekitği düşüncesindeyim. Aksi taktirde marjinal olan ve gerçekçi olmayan, sonuç vermeyen bir konumda kalınır.

Ve ille de boykotsa o zaman meclisten de çekilmeleri icap etmez mi durum itibariyle?.. Çünkü orda durmalarının da bir manası kalmıyor, değil mi? Çünkü şimdiki gerekçeler ve iddialar o mecliste kalmalarının anlamını da ortadan kaldırıyor. Ama mesela yakın zamanlarda DTP ya da ardılı BDP AK Parti'ye daha da asgari durumlarda "şartlı evetler" vermedi mi o meclis çatısı altında?.. Şimdi böyle ne oldu birden?.. Hiç de Kürt halkının çıkarına olmayacak bir tavırla Anayasa'nın değişmesini engellemeye çalışmak da niye? Sizce de bu durum, içinde çokça kuşkular da barındırmıyor mu sevgili okurlar?

Bakın biz "EVET" için gerekçelerimizi açık açık yazıyoruz. Hiçbiri de AK Parti'nin yüzü suyu hürmetine değil, değişim ve demokrasi için tüm gaye...

Bir ülkenin gerçeğini ele almadan tavır almak da realist değildir çünkü. Dönüşüm artık öyle sivrilikle olmuyor, o geçmişte kaldı. Askerin vesayetiyle oluşan bir yönetimin hareket alanı daraldıkça herkese kan kusturan bu kirli savaşın ömrü de o denli kısalır. Yani asker artık dilediği gibi dipçiğiyle ülke yönetemez duruma gelmiş olacak. Bu bile olumlu bir neden değil mi?..

Bir de niyet okumadan ve soyut gerekçelerle korkular yaratmadan siyaset yapmak evladır. AK Parti'nin Kürt politikasındaki tüm şaibesi bir yana, Kürt sorunu AK Parti'yle başlamadı. 86 yıllık bir devlet sorunudur bu. Burada yaptırımların en barizi derin devletten, statükocu Kemalist rejimden ve dahası askeri bürokrasiden geliyor. Ergenekon'dan, CHP'den, MHP'den geliyor, vs.

Ayrıca bu bir inatlaşma sürecine de dönüştürülmemeli, tüm süreci doğru okumalıyız, aksi taktirde vebali büyük olacaktır...

Bir de dikkat ederseniz "BOYKOT" eden ve "HAYIR" diyen siyasetler ellerinden geldikçe askeri vesayeti ve Ergenekon'u ağızlarına almaktan imtina ediyorlar. Bunun da izahını yapmaları gerekmiyor mu? Neden bunlar yokmuş gibi yapılıyor acaba? Sizce de bu tavrı sorgulamak gerekmez mi?

Anlayacağınız sırf AK Parti'ye yüklenerek üstesinden gelinemeyecek kadar derinlikli bir gerçek var ortada; onun da kısa adı statükodur.

Ayrıca şimdi yeni Anayasa taslağında olmasını dilediğimiz, -mesela Kürtlerle ilgili- maddeler konulsaydı bile Anayasa Mahkemesi bu mevcut durumda ret etmeyecek miydi?.. Bu o yüzden "HAYIR" demek yahut "BOYKOT" etmek için bir gerekçe olamaz çünkü bu da realist bir gerekçe değil.

İşte böyle sarsılması ve gevşemesi elzem bir statüko var karşımızda ve sert bir duvarı da var. Eğer "HAYIR" kazanırsa ordu vesayeti, baskıcı Kemalist rejim ve Cunta Anayasa'sı sürecek, biz ise daha da çok cebelleşmeye devam edeceğiz. Oysa ki o faşist duvardan düşecek her bir tuğla kardır bize...

İki pusula olacak seçimde: Biri "HAYIR", bu bir deli gömleği olan darbe Anayasa'sı kalsın diyedir. Biri de "EVET" bu da bütün yetmezliklerine rağmen statükoyu sarsacak olan yenisi için. (Nedenlerini de üstte yeterince bellirttiğimi düşünüyorum.) Boykot ise tüm istatistiki ve matematiksel hesaplara göre "HAYIR"cıların işine yarıyor. Nitekim BDP de "EVET"in kazanmasını istemediklerini açıkladı. Yani "BOYKOT" bir anlamda "HAYIR" demenin başka bir versiyonu oluyor. Buna süslendirilmiş bir "HAYIR"dır da diyebilirsiniz.

Bundan sonra daha eşitlikçi bir döneme girilmesinde bu katı devlet yapısını gevşetmek ve esnetmek için bir tarihi fırsattır bu önümüzde duran...

O yüzden: YETMEZ AMA EVET!

27 Temmuz 2010

mehmet.unludere@yahoo.com.tr
Tuesday, July 27, 2010
  HyperLink

Add your comment:
 
Nav:
 
E-mail:
   
   
Peyam:
   
   

Rapor - Röportaj

Yazarlar