Siyasi ve Kültürel İnternet Gazetesi
 Kürtçe     |   Türkçe

     
Ara
ŞENGALA YARDIM
TANIŞMA TOPLANTISI
K O N F E R A N S
Rojawelat.net Yayın Hayatına Başladı

Basından

Kamuran Acar: Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı*

İkinci Dünya Savaşı’ndan maddi ve manevi büyük kayıplarla çıkan Avrupa’da bir daha aynı trajedilerin yaşanmaması için 1949 yılında 10 devlet tarafından(1) kurulan Avrupa Konseyi(2), Avrupa Birliğinden(3) farklı bir örgütlenmedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin uygulanmasını denetleyen ve 1959 yılında kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa Konseyine bağlıdır. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyinin izniyle aynı bayrağı kullanmaktadır. Türkiye, Yunanistan ile birlikte 1949 yılında konseye ilk üye olan ülkeler olduğundan kurucu üye statüsündedir.

İnsan haklarını, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunmak amacıyla kurulan Avrupa Konseyi hükümetlerarası bir kuruluştur. İmzalanan çok sayıdaki uluslararası sözleşme üye ülkeleri bağlamaktadır. Sözü edilen anlaşmaların çerçevesi oldukça geniş olup, çok değişik konularda sözleşme yapılmıştır.(4)

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Avrupa Konseyi tarafından 1983 yılında imzaya açılmış, Türkiye anlaşmaya 1988 yılında imza koymuş, anlaşma 1992 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanmıştır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, 2011 yılı itibariyle Avrupa Konseyine üye 47 ülkenin 44’ünde yürürlüğe konmuştur.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın, “Yükümlülükler” Maddesi’nde, üye ülkelere Şart’ın I. Bölümündeki maddelerin içinden “en az 10 paragrafın seçilmesi zorunlu, diğerleri isteğe bağlı olmak üzere en az 20 paragraf ile kendisini bağlı kabul etmeyi taahhüt edecektir” koşulu konmuştur. Ayrıca, istenilen maddelere çekince konulabileceği ve beş yıl sonra çekilme hakkı tanınmıştır.

Üç ana bölümden oluşan Şart, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Birinci bölümde; seçilmiş yöneticilerin çalışma koşulları, yerel yönetimler üzerindeki devlet denetiminin azaltılması, yerel yönetimlere görevleri ile orantılı gelir kaynaklarının sağlanması gereği ile ilgili kurallar,

İkinci bölümde; Şart’ı onaylamış devletlerin yükümlülük ve sorumluluklarıyla ilgili kurallar,

Üçüncü bölümde; uygulama ve yürürlük koşulları ile ilgili kurallar yer almaktadır.
Şart’ın giriş bölümünde;

·         Yerel makamların her türlü demokratik rejimin ana temellerinden biri olduğu, vatandaşların kamu işlerinin sevk ve idaresine katılma hakkının Avrupa Konseyi üyesi devletlerin tümünün paylaştığı demokratik ilkelerden biri olduğu,

·         Bu hakkın en doğrudan kullanım alanının yerel düzeyde olduğuna, gerçek yetkilerle donatılmış yerel makamların varlığının hem etkili hem de vatandaşlara yakın bir yönetimi sağlamasına bağlı olduğu,

·         Değişik Avrupa ülkelerinde özerk yerel yönetimlerin korunması ve güçlendirilmesinin, demokratik ilkelere ve idarede yerinden yönetime dayanan bir Avrupa oluşturulmasında önemli bir katkı sağlayacağı, bunun için de demokratik bir şekilde oluşan karar organlarına, sorumluluklara, geniş kaynaklara ve özerkliğe sahip olunması gerektiği belirtilmiştir.

 

 

Otonomi ve Muhtariyet olarak da adlandırılan Özerklik; bazı konularda merkezi idareden emir almadan, kendi başına kararlar alıp uygulayabilen yönetim biçimi olarak tanımlanabilir.

Yerel özerklik, bir yerel topluluğun, yerel nitelikte olan işleri, kendi başına, kendi organlarıyla görebilmesi ve buna olanak verecek kaynaklara sahip olabilmesidir.

Başka bir ifadeyle; herhangi bir kurum, örgüt ya da yönetimin, kendi iç işlerini yürütmede merkezi idareden görece bağımsız olmasıdır.

YEREL YÖNETİMLER
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 123. Maddesinin üçüncü fıkrasına göre, “İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasına dayanır.” Bu durumda, devletin idari örgütlenmesi hem merkezden yönetim hem de yerinden yönetim unsurlarını içermektedir. Tek bir merkezden, devletin tüzel kişiliği adına, bir veya birkaç yetkili tarafından planlanan ve yürütülen hizmetlerden doğan sorumluluk da doğal olarak merkezi yönetime aittir. Kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında oluşan gelir ve giderler merkezi bütçede toplanır ve kamu hizmetlerinin görülmesinde, hangi hizmete, ne kadar ve nasıl mali kaynak sağlanacağı merkezi idare tarafından belirlenir.

Merkezden yönetim hiyerarşi esasıyla işlediğinden, bürokrasi ve kırtasiyeciliği artırarak kamu hizmetlerinde gecikmelere yol açar. Merkezden yönetim, doğrudan halk tarafından seçilmeyen bakan, vali, kaymakam tarafından yürütüldüğünden demokratik ilkelere uygun değildir. Ayrıca merkezden yönetimde yerel ihtiyaçların doğru ve isabetli bir şekilde saptanması güçtür.

Bu olumsuzlukları gidermek için sadece valilere, yetki genişliği ilkesi tanınmıştır. Yetki genişliği, valilerin merkeze danışmadan, merkezden emir ve talimat beklemeden, kendi başlarına merkez adına karar alabilme olanağını ifade eder. Ancak Türkiye’de valiler halk tarafından seçilmediğinden, vali merkezin genel çerçevesinin ve siyasi etkisinin dışına çıkamadığından sözü edilen olumsuzluklar devam etmiştir, farklı bir düzenleme yapılmadığı sürece de devam edecektir.

Oysa yerel yönetimlerin karar organları seçimle iş başına geldiğinden, hizmetin gönüllü taliplileridir. Böyle olunca bir yörede yaşayan insanlar kendi ihtiyaçlarının karşılanmasında, merkezin hantal yapısının aksine daha aktif davranmakta, katılımcılığı ön plana çıkararak, merkeze göre hızlı ve istekli olmakta, dolayısıyla hizmet verimliliği artmaktadır.  

Tanzimat’la birlikte ortaya çıkan belediye, Arapça’da şehir, memleket anlamlarına gelen “beled” kelimesinden türemiştir. Belediye, O. N. Ergin’in deyimiyle “Ortak çıkarlar ve karşılıklı ihtiyaçların zorlamasıyla, bir beldede oturan halkın, beldelerine ve dolayısıyla kendilerine ait sorunları, hükümetin kanunla belirlediği sınır ve sorumluluk çerçevesinde seçmiş oldukları kişiler aracılığıyla halletmeleri” dir.(5)

Belediyeler, bir kentin temel yerel örgütü olup, yönetim yapısı olarak vatandaşa en yakın idari birimlerdir. Bir ülkedeki yerel yönetimlerin gücü ve etkinliği, söz konusu ülkedeki demokrasinin düzeyi ile doğru orantılıdır. Ayrıca yerel yönetimler, tarihi süreç içerisinde özgürlük, eşitlik, temsil, katılım gibi değerleri yaşatan kurumlar olmuşlardır. Türkiye’deki belediye yönetimlerinin, Batılı anlamda yerel yönetim birimi niteliğine yaklaştığını söylemek ise oldukça güçtür.

Belediye yönetiminin üç organı bulunmaktadır;

a)     Belediye Başkanı; Belediye yönetiminin temsilcisi ve yürütme organıdır. Belediye başkanları halk tarafından çoğunluk yöntemi ile 5 yıllığına seçilmektedir. 1963 yılına kadar belediye meclisleri tarafından seçilirdi.

b)     Belediye Meclisi; Belediye tüzel kişiliğinin bir tür parlamentosu, dolayısıyla belediyenin göreceği hizmetlerin ve temel işlevlerinin belirlendiği genel karar organıdır. Üyeleri seçimle 5 yıllığına görev yaparlar.

c)     Belediye Encümeni; Belediye yönetiminin ikinci derecede karar ve danışma organıdır. Belediye bütçesini incelemek, kamulaştırma kararı vermek, çıkardığı emir ve yasaklara uymayanlara ceza takdir etmek gibi görevleri vardır. Belediye meclisinden gizli oyla seçilen üç üye ile belediye birim amirlerinden bir yıllığına oluşturulan organdır. Görüldüğü gibi, seçimle gelmeyip, atanmış olan belediye birim amirleri belediye encümeninde görev almakta ve bu durum 1982 Anayasası’na (6) bile aykırılık oluşturmaktadır. Söz konusu uygulamanın değiştirilmesi ve encümenlerin sadece seçilmiş üyelerden oluşturulması gerekmektedir.

 

1982 Anayasası’nın 127. Maddesi’nde (özet olarak); merkezi idare yerel yönetimlerin yapacağı hizmetleri belirler, yönlendirir, denetler ve mahalli idareler üzerinde idari vesayet yetkisine sahiptir diyerek, totaliter ve emredici zihniyetini ortaya koymuştur. Vesayet denetimi “Yerinden yönetim kuruluşlarının, kendilerinin dışındaki, başka bir idari kuruluş tarafından, yasaların öngördüğü sınırlar içinde denetlenebilmesidir”.

Vesayet denetimi, merkezi idare tarafından belediyelerin organları ve işlemleri üzerinde yapılmaktadır. Bu denetim yapılırken, bazı durumlarda hukukilik denetiminin dışına çıkılarak yerindelik (takdir yetkisi, öyle yapılmaz böyle yap) denetimi uygulanmaktadır. Bazen yerindelik denetimi abartılmakta ve yerel yönetim tarafından yapılan, ancak merkezi otoritenin uygun görmediği hususlar iptal edilmektedir. Bugün itibariyle Ankara’nın kısıtladıklarının çerçevesi çok geniş olduğundan batı ülkelerine kıyasla belediyelerin özgürlükleri ellerinden alınmıştır. Türkiye’de yerel yönetimlerin merkezi idareye bağlı kalmasını sağlamak bütün hükümetler döneminde temel amaç olmuştur.

Bu olumsuzlukların yıllardan bu yana sürdüğü Türkiye’de belediye yönetimlerini nispeten daha özerk kılabilecek ve hareket alanını genişletecek olumlu bir adım atılmıştır. Yerel yönetimlerin bütçe, kesin hesap, bütçede değişiklik, ödünç alma ve verme işlemleri, aktarmalar, hizmet ücret tarifeleri vb. işlemlere ait belediye meclis kararlarının kesinlik kazanması en büyük mülki amirin onayına bağlı tutulmuşken, AKP Hükümeti tarafından 2005 yılında çıkarılan 5393 sayılı Belediye Kanunu ile bu ağır vesayet denetimi kaldırılmıştır. Bu yasaya göre, kesinleşen belediye meclisi kararlarının yürürlüğe girebilmesi için en büyük mülki amire kesinleşme tarihinden itibaren yedi gün içinde gönderilmesi yeterlidir. Mülki idare amiri kendisine gönderilen meclis kararlarına karşı ancak idari yargıda dava açabilmektedir.

5393 sayılı Kanun; belediyenin mali işlemler dışında kalan diğer idari işlemlerinin hukuka uygunluk ve idarenin bütünlüğü açısından İçişleri Bakanlığı tarafından denetleneceğini öngörmüştür. Bunun yanı sıra belediyenin eylem ve işlemleri üzerinde mülkiye müfettişlerinin, Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulunun, Mahalli İdareler Kontrolörlerinin denetleme yetkisi, dolayısıyla ağır vesayet denetimi devam etmektedir. Belediye başkanının görevden alınması ve belediye meclisinin feshedilmesine Danıştay tarafından karar verilirken, hakkında soruşturma açılan belediye başkanı İçişleri Bakanı tarafından görevinden uzaklaştırılabilmektedir.

Uzun yıllar boyunca hükümetler, belediye yönetimlerinin hangi siyasi partiden olduğuna göre tavır alıp, kendi partilerine ait belediyeleri kaynak bakımından güçlendirip, işlerliklerine yardımcı olurken, bunların dışındaki yerel yönetimlere bürokratik zorluklar çıkarmış, idari vesayet denetimini siyasi amaçlar için kullanmışlardır.  

TÜRKİYE’NİN ÇEKİNCE KOYDUĞU MADDELER
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı imzalayarak onaylayan Türkiye, Şart’ın bazı madde ve paragraflarına çekince koymuştur.

Şart’ın çekince konulan madde ve fıkraları şöyledir;

1.     Yerel yönetimlere, kendilerini doğrudan doğruya ilgilendiren konularla ilgili planlama ve karar alma süreçleri içinde, olabildiği ölçüde, uygun bir zamanda ve biçimde danışılması konusu ile ilgili 4. Maddenin 6. Fıkrası, (4/6)

·         Bu paragrafa neden çekince konulduğunu anlamak veya anlatmak oldukça zor. Türkiye, yerel yönetimlere danışılması gibi hiçbir yaptırım içermeyen, sıradan bir görüş alışverişine bile tahammül edememekte veya bunu zaman kaybı olarak görmektedir. Belki de haşmetlû devletimiz, belediyenin fikrini alırsam onun düzeyine inmiş olurum diye düşünerek çekince koymuştur kim bilir? Sonuçta merkezi idare plan yapma ve karar alma sürecinde yerel yönetimlerin fikrini almayı çok görmektedir. 

2.     Yerel yönetimlerin yönetsel örgüt yapılarının kendilerince belirlenmesi ile ilgili (6/1)

Türkiye tarafından çekince konulan Şart’ın 6. Maddesi 1. Paragrafına göre, “Yasa ile düzenlenmiş daha genel hükümlere halel getirmemek şartıyla yerel otoriteler, kendi iç idari örgütlenmelerini yerel ihtiyaçlarla uyumlu kılmak ve etkin idare sağlamak amacıyla kendileri kararlaştırabileceklerdir.”

·         Görüldüğü üzere merkezi otorite yerel yönetimlerin iç idari örgütlenmelerini bile kendilerinin yapmasına izin vermemektedir. Yerel yönetimlerin merkezi idareden ayrı kamu tüzel kişiliği olmasına rağmen, Merkezi idarenin bütünlüğünü korumak adına, belediyelerin, kaç başkan yardımcısı, daire başkanı, memuru olacağı üniter yapı tarafından belirlenmektedir. Bu yetmiyormuş gibi yerel yönetimlerin iç idari örgütlenmelerinin görev tanımları da, diyelim ki bir şube müdürünün görev ve yetkileri de yine merkezi idare tarafından belirlenmektedir. Yerel bilmez, merkez bilir!

3.     Seçimle gelinen görev yerlerinde bulunanların görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve etkinliklerin yasayla ve temel tüzük ilkelerine göre belirlenmesi konusu ile ilgili (7/3)

·         Şart’ın “Yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev veya faaliyetler kanunla veya temel hukuki ilkelere göre belirlenir” hükmüne çekince konulması ilginç; yerel yöneticilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve etkinliklerini yasayla düzenlemek Türkiye Cumhuriyeti’nin neden işine gelmemiş, anlamak zor. Paragrafları okurken kafaları mı karıştı, yoksa mevzuatın derinliklerindeki başka nedenlerle ileride zorluklarla karşılaşacaklarını mı düşündüler bilinmez.

4.     Yönetsel denetime ancak yönetsel denetimle korunmak istenen yararlar ile orantılı olması durumunda izin verilmesi ile ilgili (8/3)

Şart’ın 8. Maddesinin 3. Fıkrası’nda “Yerel makamların idari denetimi, denetleyen makamın müdahalesinin korunması amaçlanan çıkarların önemiyle orantılı olarak sınırlandırılmasını sağlayacak biçimde yapılmalıdır” denmektedir.

·         Bu fıkraya konulan çekince 2005 yılında çıkarılan belediye yasası ile anlamını yitirmiştir. 2005 yılında çıkarılan 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 34. maddesinde, belediyelerin denetiminin amacı şöyle belirtilmiştir. “Belediyelerin denetimi; faaliyet ve işlemlerde hataların önlenmesine yardımcı olmak, çalışanların ve belediye teşkilatının gelişmesine, yönetim ve kontrol sistemlerinin geçerli, güvenilir ve tutarlı duruma gelmesine rehberlik etmek amacıyla; hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre tarafsız olarak analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek; kanıtlara dayalı olarak değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor haline getirerek ilgililere duyurmaktır”. Dolayısıyla yeni düzenleme ile denetimin rehberlik yapma amacı ön plana çıkarılmakta, insan odaklı denetim anlayışı temel alınmaktadır. Görüldüğü gibi devlet, yakın zamanda değiştirdiği kanunların getirdiği yeniliklerin Şart’ın çekince konulan maddelerini boşa çıkardığının farkında değil. Belki de kendini aleme faş etmemek için sessizliği tercih ediyordur, kim bilir? Umarız, denetim anlayışında ortaya çıkan bu olumlu yenilik karşısında hala çekincenin sürdürülmesinin anlamsızlığını fark ederler.

5.     Yerel yönetimlere kaynak sağlanmasında, hizmet maliyetindeki artışların olabildiğince hesaba katılması konusu ile ilgili (9/4)

Şart’ın maddesinin uzun hali şöyledir. “Yerel makamlara sağlanan kaynakların dayandığı mali sistemler, görevin yürütülmesi için gereken harcamalardaki gerçek artışların mümkün olduğunca izlenebilmesine olanak tanımaya yetecek ölçüde çeşitlilik arz etmeli ve esneklik taşımalıdır”.

·         Belediyelerin gelir kaynakları; genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan paylar, öz gelirleri ve devlet yardımları olarak üç gruba ayrılabilir. Belediyelere bütçe vergi gelirlerinden verilen pay, nüfuslarına göre dağıtılmakta; bir kısmı belediyeler fonuna aktarılmakta, kalanı ise mahalli idareler fonuna yatırılmaktadır. Söz konusu fonların yönetimi merkezi idare kuruluşlarına aittir. Bu fonlardan belediyelere belirli esaslara göre yardım yapılmaktadır. Şart’ın bu paragrafına çekince konulması anlaşılır bir durum. Türkiye’deki yerel yönetimlere kaynak dağıtımı ile ilgili kanunlar ve uygulamalar Özerklik Şartı’nın “…hizmet maliyetindeki artışların” dikkate alınması hükmüne açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Merkezi idarenin bunu istemesi için demokratik ve özgürlükçü bir bakış açısına sahip olması veya en azından Adem-i Merkeziyetçi yönetim biçiminden yana olması gerekir ki, nerde o yönetim.   

6.     Dağıtılan kaynakların yerel yönetimlere verilmesinin nasıl yapılacağı konusunda kendilerine uygun biçimde danışılması ile ilgili (9/6)

·         Şart; taraf olan devletleri, yerel yönetimlerin siyasal, yönetsel ve mali yönlerden bağımsızlıklarını güvence altına almaya zorlayıcı kurallar içermektedir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti, sadece yerel yönetimlere değil, ülkedeki birçok kesime ve kuruma, kendisi ile ilgili herhangi bir konuda danışmamış, halkı dikkate almamış, insanlık onurunu çoğu kere ayaklar altına almış, vatandaşlarına insan olmanın gerektirdiği asgari önemi göstermemiştir. Bazı durumlarda tanınan temel haklar ise ya Batı’nın zorlamasıyla ya da konjonktürün dayatmasıyla olmuştur. Böyle bir merkezi idarenin, daha düşük düzeydeki bir makama kaynak dağıtımını danışması ve yerel yönetimin kendisine eşit addedildiğini kabul etmesi zordur, dolayısıyla Türkiye’nin bu maddeye çekince koyması Kemalist zihniyetin doğal sonucudur.

7.     Yapılacak mali yardımların, yerel yönetimlerin kendi politikalarını uygulama konusundaki temel özgürlüklerin ortadan kaldırılmamasına yönelik (9/7)

Şart’ın, 9. Maddesinin 7. Paragrafı şöyledir: “Mümkün olduğu ölçüde, yerel makamlara yapılan hibeler belli projelerin finansmanına tahsis edilme koşulu taşımayacaktır. Hibe verilmesi yerel makamların kendi yetki alanları içinde kendi politikalarına ilişkin olarak takdir hakkı kullanmadaki temel özgürlüklerine halel getirmeyecektir”

·         “Yerel yönetimlerin mali karar ve hareket serbestisinin genişletilmesinin en önemli koşulu, yerel yönetimlerin, yerel harcamaları yerinde, etkili ve verimli bir şekilde, program ve hedeflere uygunluk içerisinde yapacağı konusunda güven duyulmasıdır. En önemli sorun, merkezi otoritenin yerele güven duymaması, yetkiyi paylaşmak istememesidir. Türkiye’de kendi yerel kurum ve kuruluşlarına güven duymayan ve bunlar arasında siyasi nedenlerle mali dengesizlikler oluşturan merkezi bir yapı söz konusudur.”(7)

Merkezi idarenin yaptığı yardım için koşul öne sürmemesi için devletin zihniyetini değiştirmesi gerekir. Belediyelerin etkin bir şekilde hizmet görebilmeleri için mali açıdan güçlü olmaları gerekir. Hatta bununla ilgili olarak yerel yönetimler için 1982 Anayasası’nda “görevleriyle orantılı gelir kaynakları sağlanır” hükmü bile yer almaktadır. İşte sözünü ettiğimiz zihniyet budur; yaz bir yerlere, ama uygulama, çok zorda kalırsan kısmen uygula, çeşitli manipülasyonlarla kısmi hakların da kullanılmasını denetle ve zorluklar çıkar.

8.     Yerel yönetimlere, ortak çıkarlarının korunması ve geliştirilmesi için derneklere üye olma ve uluslararası birliklere katılma hakkının tanınması ile ilgili (10/2)

·         Hava ve su kirliliğini çözmek, kentsel hizmetlerin verimini artırmak için yerel yönetimlerin kendi aralarında işbirliği yapmaları zorunluluk iken; Türkiye, Şart’ın 10. maddesinin 2. paragrafına çekince koymuştur. Yapılacak bu tür faaliyetlerin, dış politikaya ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak yürütülmesi ve önceden İçişleri Bakanlığı’nın izninin alınması zorunlu olmaktadır.

9.     Yerel yönetimlere, başka ülkelerdeki yerel yönetimlerle işbirliği yapma hakkının tanınması konusu ile ilgili (10/3)

·         Paragrafta “Yerel makamlar, kanunla muhtemelen öngörülen şartlar dahilinde, başka devletlerin yerel makamlarıyla işbirliği yapabilirler” denmektedir. Türkiye’nin çekince koyarak onaylamadığı bu paragraf zaten Türk yerel yönetim mevzuatında izne tabi olarak uygulanmaktadır. Paragrafta yer alan, “kanunla muhtemelen öngörülen şartlar dahilinde” işbirliği yapabilirler ifadesi ile uygulamada işbirliklerinin İçişleri Bakanlığı’nın iznine bağlı olması, neredeyse aynı anlama gelmektedir. Yerel yönetimlerin, yabancı ülke yerel yönetim birimleri ile kardeş şehir ilişkilerine girmeleri ve uluslararası birliklere üye olabilmeleri, 1173 Sayılı “Milletlerarası Münasebetlerin Yürütülmesi ve Koordinasyonu Hakkındaki Yasa” gereğince, İçişleri Bakanlığı’nın izniyle fiilen yürütülmektedir. İçişleri Bakanlığı’nın bu tür ilişkilere sıcak baktığı ve yıllardır bu konularda uygulamaları olduğu, ayrıca bu tür birliklerin artırılmasını teşvik ettiği bilinmektedir.

10. Yerel yönetimlerin, kendilerine iç tüzükte tanınmış olan yetkileri serbestçe kullanabilmeleri ve özerk yerinden yönetim ilkesini koruyabilmeleri için yargı yollarına başvuru hakkının tanınması ile ilgili 11. Maddesi

·         Türkiye tarafından çekince konulup onaylanmamasına rağmen bu madde fiilen uygulanmakta, yerel yönetimler merkezi idarenin kararları aleyhine Danıştay ve idare mahkemelerine başvurabilmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başvurusu üzerine Danıştay, imar yasasının bir maddesinin anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açmış ve söz konusu düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. 1982 Anayasası’nın “Yargı Yolu” başlıklı 125. Maddesinde, “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünün yer alması ve uygulamada da yerel yönetimlerin yargısal korunması gerçekleşmesine rağmen Türkiye’nin 11. Maddeye çekince koyması, Şart hükümlerine olan önyargılı zihniyeti ortaya koymaktadır.  

Ayrıca, büyükşehir belediyeleri ile ilgili yapılan bir yönetmelikte, imar uygulamalarında büyükşehir belediyelerine yetki veren değişiklik, ilçe belediyelerinin başvurusu üzerine Danıştay Altıncı Dairesi tarafından iptal edilmiştir.

ŞART’IN GENEL ÇERÇEVESİ ve TÜRKİYE’DEKİ DURUM
Şart’ın, Avrupa Konseyi tarafından belirlenen bir küme içinden on paragrafı zorunlu olarak, diğer on paragrafı ise isteğe bağlı olarak seçilmektedir. Türkiye tarafından zorunlu olarak kabul edilen Şart’ın üçüncü maddesinin 1. Paragrafına göre yerel özerklik; “Kanunlarda belirlenen sınırlar çerçevesinde, yerel otoritelerin, kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda kamu işlerinin önemli bir bölümünü düzenleme ve yönetme hakkı ve imkânını” ifade etmektedir.

İkinci paragrafta ise “Bu hakkın, doğrudan, eşit ve genel oya dayanan gizli seçim sistemine göre serbestçe seçilmiş üyelerden oluşan karar organları (meclis veya kurul) tarafından kullanılacağı” ifade edilmektedir.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, belediyeleri hem korunmaları açısından hem de yetkileri açısından tam özerk yapıya kavuşturmak çabasının ürünüdür.

Şart’ın kapsamı şöyle özetlenebilir;

·         Anayasa ve yasalarla yerel yönetimlere verilen temel yetki ve sorumlulukların dışında yine bu yasalara uygun başka yetki ve sorumlulukların kullanımı engellenmemelidir,

·         Yasalarla tanınan yetki ve sorumlulukların kullanımında yerel yönetimlerin tam takdir hakkı olmalıdır,

·         Yerel yönetimlere tanınan haklar, merkezi veya bölgesel nitelikteki başka yönetimlerce kısıtlanmamalıdır.

 

Yerel yönetimlerin karar organlarının seçimle işbaşına gelmiş olmaları, yerele ait işlerini kendi organlarıyla, dışarıdan hiçbir müdahale olmaksızın görmeleri ve tüzel kişilik sahibi olmaları, onlara demokratik ve özerk kuruluş niteliği kazandırmaktadır. Ancak ideal olan bu iken, Türkiye’deki uygulamalar tam tersine, merkezi idareyi baş tacı yapma yönünde gelişmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin sözü edilen tekçi yaklaşımı, son birkaç yıl kısmen hariç tutulduğunda, hala İttihat Terakki zihniyetidir.

Çağımızda yerel yönetimlerin kendilerine ait kararları kendileri tarafından verilmesi yönünde bir anlayış gelişirken; Türkiye Cumhuriyeti’nde, merkezin bir uzantısı ve onun takdiriyle oluşturulan örgütler haline büründürülmüş, yerel yönetimlerin haklarına saygı duyulmamış, halkın içinden gelmiş bu örgütlenmelere güven duyulmamıştır. Türk merkezi idaresinin yerel özgürlüklere önem veren bir bakış açısına kavuşması zaman alacağa benzer. Yasaları değiştirmesine rağmen, uygulamaları değiştirmeyen bir ülkeden söz ediyoruz. Ulusal bütünlüğün zedelenmesi korkusuna sahip iktidarlar, yerelin kullanması gereken yetkilerin üzerine ambargo koymuş, hegemonik yapılarında gedik açılacağını düşünmüşlerdir. Tek parti yönetiminin egemen olduğu 1950 yılına kadar pek çok büyükşehirde, aynı zamanda CHP il başkanı da olan valilerin, belediye başkanlığını üstlendiği hatırlandığında bu zihniyetin tarihsel arka planı daha iyi anlaşılır.  

Buyurun işte, Şart’ın çekince konulan paragraflarından üçü fiilen uygulanırken, kabul edilen bir maddesi uygulanmıyor. Bu kadar trajikomik duruma düşen kaç ülke vardır acaba. Zihniyetlerle empati kurabilme yarışması düzenlense; en düşük puanı, Türk merkezi yönetiminin neden böyle yaptığını anlamaya çalışanlar alır.

Şart’ın Türkiye tarafından onaylanan 5. Maddesinde, “yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yolu ile ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz” hükmü yer almıştır. Bu hususun, 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nda da Şart’a uygun şekilde yer almasına, dolayısıyla mevzuatın elvermesine rağmen birkaç ay önce Şişli Belediyesi’ne ait üç mahalle, referandum yapılmadan merkezi idare tarafından, komşu belediyenin sınırlarına dahil edildi. Hükümetin tepeden inmeci tasarrufuna karşı Şişli Belediye Başkanı, uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde olduğundan, uygulamanın Şart’ın 5. Maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle dava açtı, bakalım yargı ne diyecek.   

Halkının çıkarlarına siyaset ürettiğini iddia eden ve küçük bir kesim dışında “solcu”, liberal, dindar, muhafazakar vb. siyasal aktörlerin çoğunun gözünü boyayıp, sonra da kör etmeyi başaran tekçi Kemalist zihniyete sahip Cumhuriyet hükümetleri, seçimle gelen yerel yönetimlerin en temel demokratik haklarını bile gasp edip, belediyelerin belirli bir serbesti içinde karar almalarına asla izin vermediler.

Ancak en küçük yerel sorunların bile Ankara’dan çözülmeye kalkışılması, merkezi yönetimin hantal yapısı, bir köye su götürülmesi veya okul yapılması gibi küçük ayrıntılar için bile Ankara’da program yapılması ve ödenek ayrılması, yerel hizmetleri geciktirmiş, bazen merkezi idare tarafından bu tür hizmetlerin götürülmesi uygun görülmemiştir. Örneğin, 1999 Gölcük ve 2011 Van depremlerinde merkezi idare, yola çıkmak için hazırlıklara başlayamamışken, sivil toplum örgütleri, gönüllüler ve çeşitli kesimlerden küçük birimler, enkaz kaldırmaya, can kurtarmaya başlamıştı bile.

Yerel yönetimlerin merkezden tümüyle bağımsız olmaları beklenemez, ancak yerel hizmetlerin ve yerele ilişkin işlevlerin, personel hareketlerinin, kaynakların merkezi yönetim tarafından yönlendirmesi ve merkezin otoritesi dâhilinde olması belediyeleri kıskaca almakta ve özgür hareket alanlarını daraltmaktadır. Merkezi otoritenin abartılı vesayeti olmasa, yerel yönetimlerin seçilmiş organları aracılığıyla özgürce yönetmelerine imkân tanınsa, kendileri tarafından yaratılan kaynaklarıyla, kendi olanaklarıyla hizmet görmeleri sağlansa verimlilik ve hız artacaktır.

Özerklik şartının bazı maddelerini onaylayan Türkiye, kabul ettiği paragraflardan bir kısmını mevzuatın derinliklerinde boğmuş, bazı durumlarda ise yerel yönetimlerin yapacakları sıradan işlemleri bile merkezin iznine bağlamıştır. Kabul edilen maddeler için iç hukukta bazı düzenleme ve iyileştirmeler yapılmasına rağmen, bazılarına hiç dokunulmamış, yasalar ve yönetmeliklerle, özerklik şartının bazı paragraflarına ilişkin hakların kullanımı merkezin icazetine tabi kılınmıştır. Örneğin, yurt içinde ve dışındaki belediyelerle karşılıklı işbirliği yapılması, birlik kurulması, kurulmuş birliklere katılma veya ayrılma, kardeş kent ilişkileri kurma gibi sorun yaratmayacak işlemler bile İçişleri Bakanlığı’nın iznine bağlanmıştır. 

Kendi yerel kurum ve kuruluşlarına güven duymayan ve bunlar arasında siyasi nedenlerle mali dengesizlikler yaratan, belediyeler birliğine katılmayı bile izne bağlayan bir merkezi yapılanmanın ne kadar sorunlu olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı?

Yetkilerin ve mali kaynakların merkezi idare ile yerel yönetimler arasında bölüşümü, ülkeler arasında çeşitli farklılıklar taşımaktadır. Üniter (tekçi) yönetimin olduğu ülkelerde, yerel yönetimler merkezin yörüngesinde ve vesayeti altında iken, gelişmiş demokratik ülkelerde yetkileri fazla, kendilerini yönetme alanları geniştir. Özellikle federal yönetim sistemine sahip ülkelerde, yerel yönetimler mali açıdan daha fazla özerkliğe ve aynı zamanda belirli sınırlar içinde vergi koyabilme yetkisine sahip bulunmaktadır.

Türkiye’de ise yerel yönetimlerin kendi kaynaklarını oluşturmak için vergi koyma yetkisi yoktur. Dolayısıyla belediyelerin, gittikçe artan ve çeşitlenen hizmetlerini karşılamak için kaynakları da artırarak ihtiyaçları karşılama imkân ve yetkisi bulunmamaktadır. Bugün itibariyle belediyelerin büyük çoğunluğunun yeterli mali kaynaklara sahip olmadığı, giderek artan kentsel ihtiyaçları karşılayamadığı, küçük belediyelerin çalışanlarının ücretlerini ödeyemez durumda oldukları, siyasal iktidarlar tarafından belediyeler arasında ayırım yapıldığı bütün kesimler tarafından genel kabul görmektedir. Bugün itibariyle belediyeler borçlarını ödeyemez durumdadır ve devletten yardım almaya çalışmaktadır.

Türkiye’de de, kamusal hizmet sunma yetkilerinin merkezden yerele aktarılması, bu yetkilerin vatandaşa en yakın makamlar tarafından kullanılabilmesi için Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki çekincelerin kaldırılması gerekmektedir. Elbette sadece çekincelerin kaldırılması, dolayısıyla yetki devri yapılması yetmez. İnsanı öne çıkaran, bireyi devlete karşı koruyan, insan haklarına saygılı, demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa yapılması ön koşuldur. 12 Eylül Faşist Cuntası tarafından yapılan ve hala yürürlükte olan, seçim yasası ve siyasi partiler yasasının yeniden yazılması; bazı yasaların tümüyle kaldırılması; ceza yasasındaki 301. Madde ve buna benzer maddelerin kaldırılması, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi için bir gerekliliktir. Sözü edilen reformlar ile bir bütün olarak merkezi idarenin demokratik, şeffaf, hesap verebilen, refahı artırmayı ve insan hak ve özgürlüklerini gözeten bir yönetim anlayışını benimsemesi, otoriter ve buyurgan zihniyetten vazgeçmesi gerekir.

Kemalistlerin Cumhuriyet boyunca “zorla güzellik” misyonu ile yaptıklarını, benzer kalıplar üzerinden şimdi de AKP deniyor. Kemalist zihniyetin yetiştirdiği kuşaklara ait olma özelliklerini zaman zaman gösteriyorlar. En önemli örneklerden biri, “İdari açıdan düzenleyici ve denetleyici işlevleri olan RTÜK, Telekominikasyon Kurumu, SPK, BDDK, EPDK, KİK, Rekabet Kurumu, TAPDK gibi üst kurul tabir edilen bağımsız idari otoritelerin 2011’de idari özerkliklerinin kaldırılmasıdır”. (8) Kamu İhale Kurumu’nun tabi olduğu kanunun 18 kez değiştirilerek, şeffaflıktan uzaklaştırılması, son olarak 2013 bütçe görüşmelerinde Sayıştay’ın dolaylı yollardan devre dışı bırakılması, merkezi idarenin TBMM’deki denetiminin engellenmesi bu çerçevedeki önemli olumsuzluklardır.

“Yeni oluşturulan ve daha önceden var olan büyükşehir belediyeleriyle ve genel olarak yerel yönetimlerle ilgili olarak 12.11.2012 tarihinde çıkarılan ‘6360 Sayılı Büyükşehir Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişikliğe Dair Kanun’ ile yapılan yeni düzenleme, büyükşehir belediyelerinin alanını genişletse de yerel yönetim reformu kapsamındaki beklentileri karşılamaktan uzaktır. Hatta yatırımlar bazı yönlerden daha da merkezi hale gelmiştir. Yine düzenlemenin, bazı çevrelerin ileri sürdüğü gibi federal bir yapılanmaya zemin hazırlamakla da ilişkisi yoktur. Yerel yönetimler planında ülkenin ihtiyacı olan, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na uygun biçimde yerel yönetimlere imar, eğitim, sağlık, güvenlik gibi konularda düzenleme yapma, inisiyatif kullanma yetkisi veren, aynı zamanda valiler dahil, tüm yerel yöneticilerin seçimle geldiği bir sistem olmalıdır.”(9)

Bir başka ifadeyle; “Mülki açıdan, müzmin adem-i merkezileşme ihtiyacının aksine, Büyükşehir Kanunu’nda yeni yapılan değişiklikle zaten merkezin mali-idari anlamda kulu durumunda olan belediyeler bundan sonra merkezin gücüne güç katacaktır”(10)

Ayrıca, yeni çıkarılan 6360 Sayılı Büyükşehir kurulması ile ilgili kanun ile yerel yönetimlerde reform beklentisinin aksine jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ruhsatına ilişkin yetki ve görevlerin, il özel idarelerinin kaldırıldığı illerde valiliklerce yürütüleceği hüküm altına alınmıştır.

Konumuza güncel bir haberle devam edelim;

Erciyes Üniversitesi, İletişim Fakültesi’nden dört genç, bitirme projesi olarak çektikleri çöp belgeseli ile beklemedikleri bir şekilde, ulusal ve uluslararası festivallerde dokuz ödül almışlar. Bunu fazlasıyla hak etmişler de. Pozantı’da çeşitli engellemelere ve zorluklara karşın, çöp deryasında dört çocuğun iç paralayan yaşamını anlattıktan sonra yetkililerden ilginç bir sonuç öğrenmişler. “Belediyenin projesi hazır, fakat Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan pahalı olduğu gerekçesiyle çöplüğe geri dönüşüm tesisi kurulması için gerekli ödenek verilmiyor.” (11) Buyurun, bir yerel yönetim, kendi kaynaklarını yaratma imkânına sahip olmadığından, kendisinin gerçekleştiremediği yatırım için merkezi idarenin himmetine muhtaç oluyor ve devletlû uygun bulmadığı için bir ilçenin çöp deryasında çocuklar ölümle burun buruna, korkunç ağır koşullarda yaşıyorlar. Aynı çöplüğe, zorunlu olduğu halde pahalı olması gerekçesiyle gömülmeyen, ilçenin açık çöplüğüne dökülen, dolayısıyla çevreye ciddi zararlar veren tıbbi atıkların atıldığını da öğrenmiş oluyoruz. Özerklik Şartı’na çekinceye devam, önemli olan idarenin bütünlüğü, çocuklar ölmüş ne önemi var, nasılsa onlardan çok sayıda mevcut. Bir Meksika Halk Türküsü vardır; “Yaşamak ucuzdur, hayat bedava”. Sanki bizim diyarlar için söylenmiş gibi.  

SONUÇ
Yerel yönetimlerin Özerklik Şartı’nda belirlenen ilkelere uygun olabilmesi için; kendi örgüt yapılarını serbestçe oluşturma, kendi alanlarında tek başına karar verme ve sorumluluklarını yerine getirebilecek mali imkanları oluşturabilmeleri sağlanmalıdır.

Yerel özerkliğin gelişmesine engel olan vesayet denetiminin yasal düzenlemelerle hafifletilmesi yetersiz olup, şartın çekincelerinin kaldırılması gerekmektedir. Vesayetin Kürt illerindeki belediyelerde daha sıkı uygulandığı, Van ve Diyarbakır belediyelerinde valilik tarafından ciddi sıkıntılar yaratıldığı herkes tarafından bilinmektedir.

Şart üzerindeki çekinceler Bakanlar Kurulu’nun alacağı bir kararla kaldırılsa bile bunların uygulanması yürürlükteki mevzuata göre mümkün değildir. Bu nedenle Anayasa değiştirilmeden, yasalarda kapsamlı değişiklikler yapılmadan, Şart’ın bütün maddeleri hayata geçirilemeyecektir.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şart’ı üzerindeki çekincelerin kaldırılması yerel yönetimlerin halka hizmet sunma gücünü, performansını, verimliliğini artıracağından olumludur, bunun gerçekleşmesini talep etmek ve çaba harcamak gerekir. Ancak bu durum başta Kürtler olmak üzere toplumun tüm mağdur kesimlerinin haklı taleplerini karşılamaya yetmez. Bazı kesimler bu kadarına razı olsalar da, Şart üzerindeki çekincelerin kaldırılması öncelikle Kürtlere yetmez, Kürtler bununla yetinemezler. Kürtlerin kendi ülkelerinde federal bir yönetim şekliyle, Türkler ile eşit, barış içinde yaşamaları nihai talep olmalıdır. Böylesi bir yönetim biçimi hem Kürtler hem Türkler hem de toplumun Türk olmayan diğer kesimleri için adildir, hakkaniyetlidir, bu coğrafyada yaşayan herkesin yararınadır, toplumu özgür ve mutlu kılar.

Federal yönetimde devlet fonksiyonları, üniter devletten farklı olarak tek bir merkezden yürütülmeyip, en az iki yönetim alanı arasında bölüştürülür. Bu yönetim alanlarında, kamusal faaliyetleri gerçekleştirecek devlet organları ayrı ayrı bulunur. Yönetimlerin hiç biri merkezi iktidar niteliğinde değildir. Bu nedenle bir yönetim alanı, diğerinden özerklik kazanmış değildir. Her yönetimin kendi parlamentosu ve bayrağı vardır. Dolayısıyla yetkiler tek bir merkezde toplanmaz. Yönetimler birbirine bağımlı değildir, aralarında eşittirler ve bir yönetim alanı diğerine yetki tanıyamaz veya yetkisini kısıtlayamaz. Yönetim sistemindeki ilişkiler eşitlik temelindedir ve bu durum anayasal güvence altındadır.

Özerklik ise (Demokratik olanının ne olduğunu kimse bilmiyor), bir iktidar merkezinin, daha güçlü başka bir iktidar merkezinden kazandığı yetki ve pozisyonu tanımlar. Yetkiler, merkezden yerele veya bölgeye aktarılmıştır. Özerk yönetim alanı, merkezi iktidara bağlı olan yerel veya bölgesel iktidar konumundadır. İki yönetim birbirine eşit değildir, biri yetkiyi tanıyan, diğeri kendisine yetki aktarılandır. Dolayısıyla, kendisinden daha güçlü bir iktidar merkezi tarafından ve sadece yetkiyi veren tarafından belirlenen alanlarda bağımsız hareket edebilir. Doğal olarak federal yönetim sisteminden bir kademe geridedir.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şart’ı federal yönetime alternatif değildir. Federal bir yapıda da uygulanabilir bir yerinden yönetim şeklidir. Bu nedenle Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şart’ı Türkiye’de hemen uygulanmalıdır. İleride Türkiye için federatif bir yapı uygulanmaya başlarsa, Şart hükümleri federal bölgeler için de uygulanır.

KAMURAN ACAR

Dipnotlar:

(1)  Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İrlanda, İsveç, İtalya, Lüksemburg ve Norveç

(2)  Avrupa Konseyi’nin üye ülke sayısı 47

(3)  Avrupa Birliği’nin üye ülke sayısı 26

(4)  İşkencenin önlenmesi, azınlıkların korunması, çalışanların sosyal hakları, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi, çocuk hakları, hükümlülerin nakli, şiddet suçu mağdurlarına tazminat ödenmesi vb.

(5)  Osman Nuri Ergin, “Mecelle-i Umur-i Belediye”, c. I, İstanbul 1338 (1928), s. 1.

(6)  1982 Anayasası; Madde 127: “ Yerel yönetimlerin karar organları seçimle oluşturulur”

(7)  Yrd. Doç. Dr. Hüsamettin İnaç, Dumlupınar Üniversitesi; Ar. Gör. Feyzullah Ünal, Gazi Üniversitesi; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Türkiye’de Belediyeler.

(8)  Cengiz Aktar; “Halka ve Hukuka Rağmen Halk İçin” Taraf, 25.12.2012.

(9)  Hak-Par Başkanlık Kurulu Bildirisi, 23.12.2012

(10)Cengiz Aktar; “Çözüm büyükşehir değil adem-i merkeziyet” Taraf, 27.11.2012.

      (11)Taraf, 10.01.2013

 

 

KAYNAKÇA

http://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa_Konseyi

http://www.avrupakonseyi.org.tr/

http://www.abgs.gov.tr/files/haberler/2011/yerel_yonetimler_ozerklik_sarti.pdf

http://www.ihop.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=34&Itemid=64

http://iibfdergi.kmu.edu.tr/userfiles/file/mayis2007/1.pdf

http://www.bilgesam.com/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1292:yerel-yoenetimler-oezerklik-art-ve-tuerkiye&catid=167:ab-analizler

http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1075:yerel-yoenetimler-oezerklik-art-ve-tuerkiye&catid=70:ab-analizler&Itemid=134

http://sbe.dumlupinar.edu.tr/17/1-24.pdf

http://www.tesev.org.tr/Upload/Publication/23cad2d9-1ee5-404d-8657-3bd442836bb5/Yerel%20Y%C3%B6netim%20Sistemleri.pdf

http://kisi.deu.edu.tr/hakki.uyar/6.pdf

http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5393.html

 

Ruşen Keleş; “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Karşısında Avrupa ve Türkiye”, ÇYYD, Cilt 23, Sayı 6, 1995.

Şeref Gözübüyük; Yönetim Hukuku, 3. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 1989.

Bilal Eryılmaz; Kamu Yönetimi, Erkam Matbaacılık, İstanbul.

AZAKLI, Sedat (2002), “Belediyelerin Hizmet Stratejileri Belirleme Sürecinde Analizci Yaklaşımın Önemi”, Yerel Yönetimler Sempozyumu Bildirileri, TODAİE  Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi, Ankara

Hasan Dağtekin; “Türkiye’de Kürt Sorununun Çözümünde Federal Çözüm Biçimi Olanaklı ve Gereklidir” Deng Dergisi, Yıl 21, Sayı 88, Ekim 2012.

*DENG DERGİSİ sayı 90
Wednesday, March 06, 2013


  HyperLink
Comments
  fff
 biraz ergence hazırlanmış bir makale

Add your comment:
 
Nav:
 
E-mail:
   
   
Peyam:
   
   

Rapor - Röportaj

Karikatür

Yazarlar